İran! Aslında ne oldu?
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Ortadoğu turunun ikinci ayağında, Kahire'deyiz. Elbette, hızla gelişen Türk- Mısır ilişkilerine, bilhassa Gazze'ye ilişkin söylenecek çok şey var. Ama bugünlük önceliğimiz, büyük merak uyandıran İran Dosyası! ABD ve hatta İsrail'in, İran'ı vurmasına ramak kala...
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Ortadoğu turunun ikinci ayağında, Kahire'deyiz. Elbette, hızla gelişen Türk- Mısır ilişkilerine, bilhassa Gazze'ye ilişkin söylenecek çok şey var. Ama bugünlük önceliğimiz, büyük merak uyandıran İran Dosyası!
ABD ve hatta İsrail'in, İran'ı vurmasına ramak kala Türkiye'nin sergilediği muhteşem diplomasi neden İstanbul'da bir zirve ile taçlanmadı?
İlk elden aldığım bilgilere göre bu zikzakta, "Tahran'daki yönetici elitten, bu ülkedeki toplumsal olaylardan ve bölge ülkelerinin meseleleri sahiplenme girişimine politik şaşı bakıştan kaynaklanan yönler" söz konusu…
Şöyle ki…
ABD-İran nükleer müzakerelerinin İstanbul'da olacağını Türk tarafı açıklamadı. Paylaşım, Tahran merkezli yapıldı.
Türkiye gerek İran-ABD gerekse bölge ülke dışişleri bakanlarının katılım sağlayacağını öngörerek her türlü hazırlığı tamamladı. Ancak, "İran'ın iç değerlendirmesini beklemek gerektiğini" de her vesileyle dile getirdi.
İran dinî liderliği yani Rehberlik ile diplomatik ekip arasındaki müzakere/anlaşma pozisyonu farklılığı dışa vurdu.
Ayetullah'ın, ABD saldırısını göze aldığı, askerî harekâtı toplumsal konsolidasyon için fırsata çevirebileceği ileri sürüldü.
ABD-İsrail olası operasyonunun, bölgede Amerikan üslerine ev sahipliği yapan ülkeleri de İran'ın hedefi haline getirebileceği, dehşet dengesi üzerine oyun oynanacağı netleşti.
Ve nihayet İran, tarihi ve genetik kodlarına yaslanarak Türkiye'ye prestij kazandırmayı, bölge ülkelerine rol vermeyi istemedi.
Bundan sonrası mı?
ABD de İsrail de İran da iç kamuoyuna oynuyor, o kadar!
***
UMUT HAKKI AMA NASIL?
Söz: Kemal Burkay. Beste: Onno Tunç. Yorum: Sezen Aksu…
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir Akdeniz olur, gülümse…"
Suriye'nin kuzeydoğusundaki stratejik gelişmelerden sonra gözler, yeniden Terörsüz Türkiye sürecine çevrildi. Elbette, son 15 yıldır "Rojava'da sanal bir yönetim modeline" inandırılan bir grup öfke içinde. DEM Parti de tabanın tepkisini yönetmekte zorlanmakta. İmralı, TBMM'nin alacağı inisiyatife göre yeniden devreye girme şartlarının olgunlaşmasını beklemekte.
Ve bütün bu hususlar, günün sonunda "Umut Hakkı'na" indirgenmekte. Hemen belirtelim Meclis'in bir hafta-10 gün içinde tamamlaması beklenen raporunda "Umut Hakkı meselesine ince ayarla yaklaşılacak." Bu noktada bir "infaz düzenlemesi" gerekliliğine dikkat çekilecek.
Hatırlatmak gerekirse…
AİHM, "Umut Hakkı" yaklaşımı ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış bir hükümlü için özgürlük vaat etmiyor. Yani AİHM, örneğin Öcalan'a, "Bir gün çıkacaksın" demiyor. Ama "Hiçbir zaman çıkamazsın" denmesini önlüyor.
Bu açıdan bakıldığında Umut Hakkı, hukuki olarak dar, siyasi olarak çok geniş bir sembolik anlam kazanıyor.
Her ne kadar siyasi polemik düzeyinde, "af veya tahliye umudu" olarak tartışma konusu yapılmak istense de…
AİHM'in beklediği hukuki gözden geçirme mekanizması başka sonuçlar üretiyor. AİHM, ilgili hükümlü için "Yargısal veya idari durum değerlendirmesi yapılmasını, bunun belirli aralıklarla yinelenmesini ve alınan her kararın gerekçeli olmasını" istiyor.
Bu değerlendirmenin sonucu…
Tahliye olmak zorunda değil.
Ceza indirimi olmak zorunda değil.
İnfaz rejimi değişikliği olmak zorunda da değil!
Özetle Türkiye, genel bir umut hakkı mekanizması kurar ama somut değerlendirmede, "Tehlikelilik hâli devam ediyor" derse…
Bu karar, AİHM açısından ihlal olmayacağı gibi, uluslararası hukuk bakımından da yükümlülük yerine getirilmiş sayılır.
İşte bu nedenle, hassas bazı gelişmeler için "iklimin değişmesini" beklemek en doğrusu!